
MEHMET DİLEK (1944-2003):
1944 yılında Malatya’da doğduğunda dut yaprakları
“sıçan kulağı” imiş. Bahar çocuğu yani. Babamdan önce dört kız çocuğu olmuş
babaannemin. Hepsi de çocukken ölmüş. Ardından babam dünyaya gelmiş. Ölmesin
diye bütün batıl inançlar denenmiş babamın üzerinde. Hamdolsun babam ve
ardından doğan beş kardeşi yaşamışlar. Çocukken Sefil Mehmet’miş lakabı.
Sessiz sakin anlamında. İlkokulun ardından gittiği Malatya Ticaret Lisesi
belki de hayatının dönüm noktası olmuş. Oradan ver elini Ankara İktisadi ve
Ticari İlimler Akademisi. Ankara’ya giderken annemle evlenmişler. Uzun
yıllar süren nişanlı bekleyiş mutlu sonla noktalanmış. Okurken bir yandan
çalışmış birkaç işte. Sinema bileti satmış mesela. Tarım Bakanlığı, MKE,
Sanayi Bakanlığı derken Sümerbank’a geçmiş (aslında geçti demem lazım artık
bizde varız). Ankara’daki süreçte ablam Zeynep, ben ve kız kardeşim Zerrin
dünyaya gelmişiz. Bizim hiç bir şeyden haberimiz yokken ülkede darbeler
oluyor, iktidarlar değişiyor, sürgünler yaşanıyormuş. Sümerbank yılları
güzel ama bir o kadar da zormuş. Bolu, Bursa, Zonguldak (Hisarönü) derken
İstanbul’da bulmuşuz kendimizi. Daha ne olduğunu anlamadan bir darbe daha
olmuş (12 eylül 1980). Kardeşlerim ve ben Bakırköy’deki lojmanların
bahçesinde mutlu mesut oynarken, babam Defterdar ve Beykoz fabrikalarında
çetin mücadeleler veriyormuş. Ne yaptıysa olmuyor bütün başarılarına rağmen
onu müdür yapmıyorlarmış. Bunun üzerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığına geçmek
için başvurmuş. Araya adamlar konmuş en nihayetinde Malatya’ya tayinimiz
çıktığında babam Sanayi ve Ticaret İl Müdürü olarak atanmış. Malatya’ya
geliş amacı akraba ve dostlara bir faydam dokunur mu acaba? imiş. (Fayda
derken rant değil elbet). Ömür kısaymış. Sayılı günler de tez bitermiş.
Malatya’ya çok hizmeti olmuş. Emeklilik günü gelmiş çatmış. Emekli olduğunda
bütün çocuklarını evlendirip görevlerini tamamlamış. Artık dinlenme zamanı
gelmiş. Dinlenmeyi sevmezmiş ama gözlerindeki problem daha fazla çalışmasına
imkan vermemiş. Bu arada annemle beraber hacca gitmekte nasip olmuş. Ömrünün
son zamanlarında kolon kanserine yakalanmış. Herkes bıçak vurdurma derken o
modern tıbba teslim olmuş. Yaklaşık bir sene süren bir mücadelenin ardından
Ankara İbni Sina Hastanesinde hayata gözlerini yumduğunda dut ağaçları
neredeyse dut vermeye durmuş. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.
Amin...
KATKILARINIZ:
Benim canım amcacığım, sırdaşım. Her türlü sorunumu sabırla
dinleyip mutlaka yardımcı olan o güzel insan. 28 03 1997 tarihinde oğlum
olduğunda amcam çok sevinmişti. Biz ismi ne olacak diye düşünüyoruz, amcama
da sormuştuk bu arada. İki gün geçmişti. Çok değişik isimler bulmuştuk.
Derken akşam amcam ve yengem bize geldiler. Amcam “Bu gece rüyamda Fatih
Sultan Mehmet’i gördüm bunun ismi Fatih olacak dedi . Hepimiz çok mutlu
olmuştuk. ALLAH, razı olsun. Bana belki de en büyük iyiliği ehliyet almam
konusunda olmuştu. Mutlaka araba sürmeyi öğrenmemi tavsiye ediyordu. Hevesim
çok ama imkanım yoktu o zamanlar. Sorumlu olduğu şirkete beni işe almıştı.
Şoför olmak bir tarafa kepçe operatörü olmuştum bir sene içerisinde. İş
gören bir eleman olduğum için çok mutluydu. Bugün amcamın yol göstermesiyle
ve Allah izni ile rızkımı kazanıyorum. Amcamın kendisini tanıyan
herkese mutlaka yardımı olmuştur. Bir gün de amcam, Nebise Yengem ve bizim
aile Urfa’ya gitmeye karar verdik. Şoför benim ama yolu bilmiyorum. Amcam
ben biliyorum dedi. Dedi ama uzun yıllar çalışmaktan gözleri neredeyse
görmüyordu. Nasıl olacak derken düştük yola. Amcam başladı tarif etmeye 100
m mescit olması lazım diyor vs ne dese tam tutuyor. Gözü gören adam böyle
tarif edemezdi herhalde. Şaştım kaldım. Mazot almak üzere istasyona girdim.
O şaşkınlıkla Amcam ve yengemi benzincide bırakmışım. Döndük aldık tekrar
onları. Böyle hoş anılarımız var amcamla. Amcam için dua istiyorum
herkesten. ALLAH mekanını cennet etsin. Amin..
Fuat Dilek
SIDIKA ZEYNEP
DİLEK (????-1999):

Babannemin
yanında benim yerim başkaydı. Erkek evladının erkek torunuydum ondan mı
bilinmez. Belki de bana öyle gelirdi . Tuttuğum takımı her defasında unutur
ama yine de benim tuttuğum takımı (o zamanlar fb idi) tutardı. Çok güçlü bir
kadındı. Annem söylerdi Ankara Beştepe’de beni hiç sırtından indirmezmiş.
Yatalak olduğunda ben de onu sırtımda taşımıştım. Hem üzülmüş hem
sevinmişti. Kışları hep bizde kalırdı. Onun evdeki varlığı bizim için büyük
avantajdı. Geç mi kaldım , maça mı daldım hiç dert değil. nasılsa koruyucu
meleğim evde. Rahmetlik babamda bir şey diyemezdi. Babamlar hacda iken felç
geçirmişti ölümünden 4-5 sene önce. Çok hassas bir kadın olduğu için zoruna
giderdi o hali. Kolay değil elbet. Dedemin taşıyamadığı yükleri bile
taşıyabilen , dirayetli, otoriter bir kadınken aniden elden ayaktan düşmek
zor . Son zamanlarında söylediği bir söz hala dilimizdedir: “memmet ben
nolacam?” (bazı rivayetlere göre “ümühan ben nolacam?”) Allah rahmet
eylesin. Mekanı cennet olsun. Amin...

CEMAL ÜNER
(1954-2007):

Cemal Ağabey
deyince aklıma gelen ilk şey polis olduğunda İstanbul’a geldiği günlerde
arada bize gelir kalırdı. Öyle horlardı ki uyumak mümkün değildi. Bir de
düğününü hatırlıyorum. Düğün öncesi Çiftlikköy’de çıkan kavgaya müdahil
oluşu gözümün önünde hala. Havva Yenge ile öyle bir oynamıştı ki düğün
meydanında ortalık toz duman olmuştu. İmam nikahında ben de vardım. Dükkana
gelir suçlularla nasıl mücadele ettiğini abartılı bir dille anlatırdı. Ben
de pek inanmazdım doğrusu. Ama bir gün amiriyle tanıştığımızda
söylediklerinin doğru olduğunu öğrenince şaştık kaldık hepimiz.
Anlattıklarına inanmak zordu belki ama çok eğlenceli olduğu kesindi.
Anlattığı konuyu gözünüzün önünde öyle bir canlandırırdı ki inanmamak elde
değil. Yanında Benan da varsa yeme de yanında yat. Emekli olunca Yalova’da
duruyordu. Acı haberi Özden Ağabey’den öğrenince şaştım kaldım. Sabah
namazını kılıp bahçede çalışmış biraz. Banyo yapıp tıraş olmuş rahmetli.
Sabile Teyze’me her zaman şaka yapardı. Bu defa şaka değilmiş meğer. Allah
rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Amin...
NEDRET ÖZDEMİR
(1955-1986):

Nedret
Abla’nın varlığı benim için hayaldi küçükken. Var biliyorum ama doğru dürüst
görmemiştim. Öğretmen olunca Darende’nin bir köyünde öğretmenlik yapmaya
başlamış. Annemlerle birlikte görev yaptığı köye gitmiştik. Çok hoş bir
köydü. İçinden dere akıyordu. Maceralı bir yolculuk olmuştu. O köyün tadı, o
yolculuk hayal gibi sanki. Hafızamın derinliklerinde. Malatya’ya
taşındığımızda tam olarak tanıma ve anlama fırsatı bulmuştum aslında Nedret
Abla’yı. Ve tam da o aralar evlenmişti. Çok da iyi bir insana rastlamıştı.
Her şey çok güzeldi. Çocukları olacaktı yaz aylarında. Tatilde gezmek üzere
İstanbul’a gelmiştik ki acı haberi aldık. Mutluluğu kısa sürmüş, doğumda
gözlerini hayata yummuştu. Giderken bebeğini de yanında götürmüştü. Sorunsuz
bir insandı. Duru bir kaynak gibiydi. Fazla bir şey paylaşmasam da hayata
dair bende bıraktığı izlenim böyle. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet
olsun. Amin..
NİYAZİ DİLEK (1919-1972):

Niyazi Dedem vefat ettiğinde
ben iki yaşındaymışım. Beni çok seven dedemi hatırlamıyorum bile. Çok acı.
Diğer dedemi hiç görmedim. Dedesiz büyüdüm. Oysa her çocuğun dedesi ve
ninesi olmalı. O duyguyu hissetmeli. Şımaracak birileri olmalı. Her şey
Allah'ın takdiri elbet. Ben dede görmedim derken dedem babası Mehmet Dedeyi bile
görmemiş nerdeyse. Savaş yıllarında kaybetmiş babasını. Muş'ta dünyaya
gelmiş. Ruslarla ve Ermenilerle savaşan dedelerimiz bir yandan da göçe
zorlanmışlar. İşte bu göç esnasında öyle zor anlar yaşanmış ki dedemi karlar
üzerine terk etmek zorunda kalmışlar. Annesinin ağlamasına dayanamayan Recep
Dede dönüp kardeşini almış. Malatya'ya geldiklerinde bebekmiş
anlayacağınız. Annesi Gülendam Nineyi de on yaşlarındayken kaybetmiş. Abisi Recep Dede sahip
çıkmış ona. Tesisat ustası olarak çalışmış yıllarca Devlet Hastanesinde.
Oradan da emekli olmuş. Babaannemle nasıl tanıştıklarına gelince: Niyazi
Dedem Muhsin Dedemlerin evinde kalırmış. Babaannemlerin evi de
yakınmış oralara. Gelip geçerken görmüş ve aşık olmuş. Rivayete göre
babaannem de dedeme bakarken harığa düşmüş. İşte böyle. Hikayenin devamı
için soyağacını yapmamı beklemeniz gerekiyor. Allah rahmet eylesin. Mekanı
cennet olsun. Amin..
AHMET
BİLTEKİN (????-2004):


Ahmet Dayım anne tarafının en büyüğü. Onun hakkında ne
yazayım bilemiyorum aslında. Her insan gibi onun hakkında da olumlu ve
olumsuz şeyler yazılabilir. Dayım hakkında benim kanaatim olumludur. Az
gelip gittiği için çok fazla tanıyıp sevmeye fırsatım olmadı. Teyzemlerin
sitemleri çok fazla idi dayıma. Bu sitemler elbette sevgiden doğuyordu. Genç
yaşta yetim ve öksüz kalan kızlar ağabeylerinden destek beklediler bir ömür
boyu belki de. Cenazelere ve düğünlere gelmez, (belki de gelemez) telgraf
çekerdi. Bütün sitemlere rağmen uzaktan uzağa içten içe hep sevdim dayımı.
Babamın yorumuna göre dayım harcanmış bir yetenek. Mucit bir insanmış.
Kırklareli Vize'ye gidip saplanmış kalmış. Ufuk daralmış, yetenek körelmiş.
Vize'de de kimsenin yapamadığı işleri ona getirirlermiş. Aslında dışlanmış
orda da. Konuşmasıyla, oturup kalkmasıyla onlardan biri olduğu halde tam
olarak kabullenememişler dayımı. Ama dayım mutlu görünüyordu Vize'de. Öldüğü
gün İstanbul dahil bütün Trakya'yı kar kaplamıştı. Yetişebileceğimizi
sanmıyordum. 38 yıllık hayatımda öyle bir soğuk görmemiştim. Mezarlıkta
içimden şöyle düşünceler geldi geçti: " Kafkaslardan geldin buralara. Ve
öldüğün gün Kafkasların rüzgarı ve karı seni uğurluyor." Allah rahmet
eylesin. Mekanı cennet olsun. Amin..
BEDRETTİN TUNÇER (1946-2004):



Bedir Dayı aslında eniştemizdi (Ümran Halam'ın kocası). Ancak
öyle sevmişiz ki hep dayı derdik. Zaten özellikle çocukluğunda onun yanında
bulunmuşsanız aynı şeyleri hissetmişsinizdir. Çocuk olup da onu sevmemek
elde değildi. O ne yapar eder size sevdirirdi kendini. Çocuklarla o kadar
iyi anlaşırdı ki Bedir Dayı o da çocuktu sanki. Belki de hiç büyümemişti.
Sağlam bir adamdı. İmanı sağlam, vücudu sağlam. Kaya gibi adamdı. Benim
diyen adam bileğini bükemezdi. Yakaladı mı mengene gibi sıkar
kurtaramazdınız kendinizi. Gücünün yanı sıra bir o kadar da atletikti.
Özellikle futbol konusunda çok yetenekli idi. Mahalle maçlarında inanılmaz
hareketler yapardı. Harcanmış bir yetenekti o. Zamanında büyük takımlar
transfer etmek istemişler. Münire Babaanne (annesi) izin vermiş olsa büyük
bir futbolcu olabilirmiş. Tabii ki her şey nasip. O zaman da bizim Bedir
Dayımız olamayacaktı belki de. Çok da duygusal bir insandı. Sert ve güçlü
görüntüsünün ardında çok naif bir tarafı da vardı. Çok severdik onu. Dedim
ya dayımızdı o bizim. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Amin..
KAHRAMAN DİNÇER DEMİRHAN (1945-1995):



Kahraman Dayı
aslında amcamız sayılırdı. Ama nedense dayı demişiz. Hem anne hem baba
tarafından akrabamızdır. Babamın amcasının (Recep Dede) torunu, annemin de
dayısının torunudur. Karışık veya uzak gelebilir yeni nesillere ama bana
sorarsanız hiç de öyle değildir. O en az amcam kadar amca, dayımdan fazla
dayımdır. İsmi neden kahramandır bilmem ama en büyük kahramanlığı muhabbet
ve sevgi üstünedir. Onun olduğu yerde hüzünlü bir anı hatırlamıyorum. Neşe
kaynağı, hayat dolu, şakacı bir adamdı. Üç yaşında yetim kalmış, askerlik
dönüşü yaşadığı rahatsızlık sebebiyle felç geçirmiş olmasına rağmen hayata
bakışında hiç olumsuzluk yoktu. Çukurambar'daki evlerini hatırlarım hep.
Bahçeli bir evdi. Münire Yenge koştururdu hizmet için biz geldiğimizde. Çok
güzel günlerdi. 1982 yazında Ankara'da 44 gün hastanede yatmıştım. Hasta
haliyle en çok ziyaretime gelen de o idi. Her ziyaret günü mutlaka gelirdi.
Emekli olunca en büyük hayali hacca gitmekti. Felçli oluşu insanların
gözünde engeldi ama Kahraman Dayı'ya engel olamadı. Münire Yenge ile
birlikte hem de otobüsle gitti geldiler. Allah kabul etsin. Benim
kalbimde başka bir yeri vardır onun. Sevgi dolu bir hayat yaşadı ve
göçtü gitti bu alemden. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun.
Amin..
ARİF ARI
(???-2005):

Arif Amca
bana en çok Malatyaspor'u çağrıştırır. Çok iyi bir taraftardı. Halam belki
de daha çok isterdi Malatyaspor'un kazanmasını. Çünkü kaybederse Arif
Amca'nın ağzını bıçak açmaz, dolayısıyla kimsenin de ses çıkarmaya cesareti
olmazdı. Sert bir mizacı vardı. Sert mizaca rağmen çocukları onu çok sever,
ağladıkları zaman anne demez baba derlerdi. İyi de top oynardı. O kocaman
cüsseden beklenmeyecek kıvrak hareketler yapar, ince paslar atardı. Amatör
PTT takımıyla da ilgilenirdi. Radyolinkte çalışırdı. Çocukken çok merak
ederdim radyolinki. Bir türlü nasip olmadı gidip görmek. Bir de Niyazi
Enişte ile teknoloji yarışları vardı unutamadığım. Niyazi Enişte yeni çıkan
bir kasetçalar alır sesini açar ama Arif Amca'yı geçemezdi bir türlü.
Kısıtlı şartların getirdiği olumsuzluğu teknik eleman oluşu ile aşar ve
Niyazi Enişte'yi geçerdi. Teknoloji derken aklıma geldi. Bir de sünnet
meselesi vardı. Sünnetçi tam usturayı vuracak. Heyecen ve korku var bende.
Tandırın üstüne çıkmış Arif Amca'nın sesi beni kendime getirdi. Resmimi
çekiyordu. Ne olduğunu anlamadan sünnet olmuştum bile. Her fani gibi o da
günü geldiğinde Rabbine kavuştu. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun.
Amin..